İçsel dönüşümün haritası

İçsel dönüşümün haritası

İçsel dönüşümün haritası Posted on 11 Haziran 2026 by Yusuf Arslan KÜLTÜR SANAT SERVİSİ – Mardin Bienali, ana mekânlarına eklenen paralel sergilerle ziyaretçileri ağırlamaya devam ediyor. Mardin Sokakları’nda devam eden sergilerden biri Zinciriye Medresesi’ndeki “Dualite ve Yaşam Yolu”. Sanatçı Bilge Yıldız, dövme sanatıyla oluşturduğu eserlerinde hayvan derisini yüzey olarak kullanırken tarihsel ve kültürel köken bağlarını Anadolu motifleri aracılığıyla görünür kılıyor. – Serginin çıkış noktası neydi? Deri üzerine dövme tekniğiyle çalışmaya ne zaman ve nasıl başladınız? “Dualite ve Yaşam Yolu”, insanın nasıl şekillendiğine dair uzun zamandır peşinden gittiğim bir sorudan doğdu. Kimliğimizi oluşturan şey nedir? Korkularımız, seçimlerimiz ve deneyimlerimiz bizi nasıl dönüştürür? Bu soruların peşinde ilerlerken yaklaşık altı yıldır sürdürdüğüm dövme pratiğim ile deri üzerine yaptığım malzeme araştırmaları doğal olarak aynı noktada buluştu. Dövme sanatı genellikle insan bedeniyle ilişkilendirilir; ben ise bu dili hayvan derisi üzerine taşıyarak farklı bir ifade alanı araştırmaya başladım. Zamanla ortaya çıkan çalışmalar, dövme sanatını galeri mekânına taşıyan ve deriyi yalnızca bir yüzey değil, hafıza taşıyan bir malzeme olarak ele alan bir pratiğe dönüştü. Haberlerimizi Google’da Takip Edin En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin 16 Haziran’a kadar sürecek sergi, bienalin Aristophanes’in “Kuşlar” metnine yaptığı tematik gönderme ile sessiz bir diyalog kuruyor. – Sergide tarihi ve kültürel kodlara da referans veriyorsunuz. Bu miras sizi nasıl besliyor işlerinizde? Sanat tarihi ve Anadolu’nun kültürel hafızası işlerimin önemli beslenme kaynakları arasında yer alıyor. Ancak amacım geçmişi yeniden üretmek ya da doğrudan temsil etmek değil. Şahmaran, Medusa, hayat ağacı ya da farklı sembolik imgeler benim için güncel insan deneyimlerini anlamaya yardımcı olan araçlar. Anadolu’nun katmanlı kültürel yapısı, farklı dönemlerden ve coğrafyalardan gelen hikâyelerin aynı hafızada buluşabilmesi açısından çok güçlü bir alan sunuyor. Bu nedenle eserlerimde tarihsel referanslar bir dekor olarak değil, bugünün insanına dair psikolojik ve evrensel meseleleri görünür kılan bir dil olarak yer alıyor. – İşlerinizde çocukluk, ergenlik, yetişkinlik evrelerini de takip ediyorsunuz. İnsanın nasıl bir yolculuğu var sergideki eserlerinizde? Sergide doğrusal bir yaşam öyküsü anlatmıyorum; daha çok insanın farklı yaşam evrelerinde karşılaştığı içsel dönüşümlerin haritasını kuruyorum. Çocuklukta hayal gücü ve korkularla başlayan yolculuk, ergenlikte kimlik arayışı ve aidiyet sorularıyla derinleşiyor; yetişkinlikte ise sorumluluklar, ilişkiler ve toplumsal rollerle yeni biçimler alıyor. Eserlerdeki figürler ve semboller bu dönüşümlerin farklı yüzlerini temsil ediyor. Sonunda izleyiciyi tek bir sonuca değil, yaşam boyunca taşıdığımız çelişkilerle yüzleşmeye davet eden bir anlatı ortaya çıkıyor. Çünkü bana göre insan olmak, çelişkileri ortadan kaldırmak değil, onlarla birlikte dönüşmeyi öğrenmek.